Kucuk sehirler ve kahrolasi rehavetler – 2

Hiç düşündünüz mu, neden çok sever bir köylü, köyde olup biteni en iyi bilenin kendisi olduğunu kanıtlamayı?

Değişimin dirençle karşılaştığı toplumlarda en ciddi direnci küçük yerin insani gösteriyor. Yeni adet şehre ihtiyaç doğrultusunda hızla gelebilirken, köye o kadar da hızlı gelemiyor. Özellikle ülke çapındaki gücün otoriter, tek kişilik ve/veya tek bir anlayışa ait grupta toplandığı ülkelerde küçük yerin insani da hızla kendi çöplüğünde horoz olmanın peşine düşüyor. Biliyor ki bu hiyerarşide yer alırsa kendi küçük egemenliğinde yaptığı her hareketi meşrulaştırmak çok daha kolay olacak.

İnsanların kasabasında olan biten her şeyden haberdar olup, bununla caka satma azmi, aslında kendi iktidarının test etme isteğinden geliyor. Düzenini en sağlam kuran, altını dolduramadığı rolleri küçük yerin kabullerine kendini en iyi uyduran oluyor. Bunu da doğru olan yapıyor hatta kutsalı olarak sayıyor. Her eleştiri için mantığa uysada uymasa da buralar böyle tadında savunmaya hazır. Oysa gerçekte bu yapılan değişimi büyük iktidarın küçük temsilcilerinin istediği kadar gerçekleştirmek, hatta değişimden vazgeçmek.

Bu değişime direnç her aşamada, her yenilik için kendini gösteriyor. Mesela yaşlı teyzeler şehre gelen doktorun ilacını aynen yazıp yazmayacagini net olarak bilmek istiyor. Yazmazsa da onun ne doktorluğu kalıyor ne insanlığı. Küçük yerin köylüsü abartılmış mazeretlerini, koyun yeni turistine kabul ettirmek için elinden geleni yapıyor. Köyünün kurallarını anlatarak “eskiden böyle değildi ama” diye serzeniyor. Ise yaramazsa aracılar üstünden irili ufaklı tehditlerle kuralları öğretme yoluna gidiyor.

Koylulerce yapılan bu tur yerel ayarlamalar her başarıya ulaştığında, herhangi bir sistemin kurallarını istedikleri gibi esnetebileceklerine dair inançları da artıyor. Yani küçük iktidar kendini bilemiş olur. Yeni bir sistemden korkmuyor, çünkü onu da işine geldiği gibi ayarlayabilecegini, rolünü istedigince canlandirabilecegini biliyor.

Olur ya işler yolunda gitmezse, köylüler önce şaşırıp sonra daha isyankar çözümler arıyor. Daha tanıdık bir üst makamda bunun nasıl da bir haksızlık olduğunu kanıtlama kaygısıyla serzeniyor, rüşvet veriyor, tehdit ediyor. Küçük yerin göstermelik iktidarı olmayı en çokta işinden kaytarabildiginde seven atanmış yöneticiler, koltuğunu riske eden bu tur rahatsızlıklardan tabi ki nefret ediyor. Sistemi bozmadan “bana iş çıkarmadan yap ne yapacaksan” diye koyun turistlerini uyarıyor.

İşte bu noktada anlamsızlaşıyor turistlerdeki tüm meziyet, meleke ve maharetler. Kabul edilmiş göstermelik yönetim için bu gizil kurallar onanmis hale geliyor. Her sindirilen turist, bir yandan genelin iktidarının gücünü, bir yandan da bu iktidarın hiyerarşisine ait küçük iktidarın değişmeme zaferi ile perçinlemiş oluyor.

Bu yüzden bu gibi ülkelerde orta sınıfa ait her değer hızla yok oluyor. Hükmün sahipleri biliyor ki, oyun en iyi küçük derebeyleriyle oynanır çünkü bunlar yeri gelip piyon misali feda edildiğinde sindirilmeyecek bir sorunlar çıkartmaz. Yerine kolayca yenisi de bulunabilir tabi. Hiç olmadı küçük yer iktidar düşmanı olarak ilan edilip haritadan tamamen de silinebilir. Tüm bunlar bir de yazılı kültüre uzak, dili yalana, eli talana yatkın, kurnazlığını zeka, kaytarmayi başarı bellemiş topluluklarda çok daha rahat yerleşiyor, kronikleşiyor.

Nadir de olsa bazen küçük şehrin köylüsü, çaresini bulup işlerini yürütemiyor. Ne ahaliden ne göstermelik yönetimden yüz bulamayabiliyor. O zaman da istiyor ki kendi derdi küçük yerin yeni derdine dönüşsün. Bunun içinde genel iktidara her türlü yalakalığı yapıp, her türlü hizmeti vermeye hazırım diyor. Bu küçük yerdeki iktidar kavgaları genel iktidarın adamı olma talebinin artması demek oluyor. Ortaya çıkan yarışma hali küçük yeri daha küçültüp yaşanma hale getirirken, genel iktidarı daha da güçlendiriyor.

Büyük-küçük iktidar ilişkisindeki liken yapı yeni hiçbir sosyal argümana şans tanımıyor ve bunu da varlığının garantisi olarak görüyor.

Turist için bu durumun kronikligini keşfetmek, bayağı da olsa bir çeşit farkındalık demek oluyor. Turist bir gün bu bayağı farkındalığı “kel başa şimşir tarak” diyerek icraata dokuyor ve küçük yerin yeni köylüsü oluyor. Kuralları kabul ediyor, benimsiyor ve içselleştiriyor. Küçük yer sadece yeniliği değil, yeniciyi de böylece sindirip ayakta kalıyor. Bu sebeble kalabalıklaşması onu buyutemiyor ve kentler yerine şehir adında büyük büyük köyler ortaya çıkıyor.

Bir noktadan sonra ise şartları kabul eden yeni köylü övünerek yeni turistlere anlatmaya başlıyor; bu küçük yer hakkında ne de çok şey bildiğini…