Bizimkiler dizisi ve hakim bey

Benim icin Bizimkiler Açık ara karakter derinliği ve gercekliği, bir çok karakter için olabildiğince muazzam olan, gercekten toplumun bir yansıması olmayı başarabilmiş yegane dizidir. Bizden olmayan, bizim derdimiz olmayan bir şeyle uğraşmamıştır senarist Umur Bugay. Anlayana da derin mesajlar verir. O zamana yetişmeyen, yetişip izlemiş olsa bile benim gibi çocukken izleyen herkesin mutlaka açıp internette izlemesi gereken bir dizidir.

Rahmetli Orhan Çağman’in canlandirdi Hakim bey yani dizinin buyuk babasi karakteri oldukce onemlidir. Adeta Turkiye Cumhuriyetini temsil eder. Hicbir seyin kolay olmadigi yillardan baslayip, cok kritik kararlarla bu yasa gelen ulkemizi anlatir. Bu anlamda gizemli noktalardan biri hakim beyin en sevdigi turkude yatar.

Sobalarında kuru da meşe yanıyor efem
Yanıyor ya Memed Ağamda üşümüş de donuyor
Boncuklu da gelin ortalıkta dönüyorda dönüyor
Aslanım da efeler vay vay

Kar mı yağmış da Yarengöme’nin dağlarına
Memed Ağam da oturudavermiş efelerin sağına
Çıkam ha bende şu dağların başına da başına
Aslanım da efeler vay vay

Turkunun hikayesi soyle anlatilir. Zamaninda savasta yaralanmis ve artik askerligi yapamayan yasli efe Mehmet Aga artik az cok bakima da muhtactir. Bu yuzden kendisi ile ilgilensin diye gencecik bir kizla evlenir. Evi de biraz daglik bir yerdedir. Icinden gecen ise vatani mudafa etmek icin, tekrar cepheye gitmek icin cabalamaktir. Ama sobanin yanindan ayrilir ayrilmaz agrilari artmaktadir ve surekli usumektedir.

Derken gunlerden bir gun askerlikten, cepheden, savasmaktan bikip daga kacan efeler biraz da zoraki misafir olurlar Memed Aga’nin evine. Misafirlik o ya, gencecik gelini de gorurler orada. Boncuklu gelini oynatirlar eglenmek icin zorla. Ama yalniz da degillerdir. Onlarla birlikte cok sevdikleri komutanlari da oradadir. Komutan onlari iknaya gelmistir. Gelin vatan bizim, savasalim der ama efeler pek dinlemez tabi. Komutan son sozlerini soyler, ve soyle bir bakar boncuklu geline, bir Mehmet efeye. Sonra “Boncuklu gelin ben gidiyorum, gel seni koyune gotureyim” der. Ne efeler, ne mehmet efe ses etmez. Boncuklu gelini alir koyune tekrar goturur.

Efelerin cogu sonradan orduya donerler. Mehmet efe dagdaki evinde yine yalniz kalir.

Iste bu hikaye ile hakim beyin durumu bir bakima benzesir. Yillarini verdigi vatanina, milletine tekrar hizmet etmek, memnun olmadigi ulkenin gidisatini degistirmek istese de yasli hakim beyin elinden bir sey gelmez. Efkarlandikca misafirlik bittiginde onu evinde birakip gidecek ogullari ile bu turkuyu soyler.

Tesaduf bu ya hakim beyi canlandiran Orhan Cagman’in cenazesinde agabeyinden baska kimi kimsesi yoktu. Bu da bana hikayedeki komutani hatirlatir hep. Ulkesi icin bir seyler yapmaya cabalayan komutani…

Adam olmak ve insan olmak

Aklindan geceni oldugu gibi soylemek her zaman durustluk degildir.

Bazen adaletsizliktir.

Bazen namussuzluktur.

Bazen edepsizliktir.

Bazen ilkelliktir, patavatsizliktir, isguzarliktir, firsatciliktir…

Yani olsa olsa soyleyeninin ozunde ne oldugundur. Ne oldugunu gizlememek ise olsa olsa adamliktir. Adamin teki olursun. Bir ihtimal soylediklerin sifatini da belli eder.

Durustluk ise adamliktan farkli olarak insan olmayi gerektirir. Bir sey kazanamamayi goze almak bile degildir durustluk, bunun otesinde bir seyler kaybetmeyi goze almak, buna razi olmaktir. Bu yuzden durustluk insanlarla temas ederken adam olmaktan fazlasini, yani insan olmayi gerektirir.

Durust insanin kendine yapilmasina razi oldugu seyi baskasina yapmaya hakki yoktur. Adam bu konuda cok haklidir mesela. Bu adam gibi adamliktir. Ama adalet, hak, hukuk kisisel kabullerle, adamlikla islemez, isletilemez. O zaman herkesin adaleti, hukuku ayri olmalidir ki bu imkansizdir. Yani durust insan olmak icin icinden geceni soylemek hatta empati/sempati gibi ozellikler de yeterli degildir. Insan olmak karsindakinin insanligina durustce bir seyler katmaktir. Bazen bu ugurda karsindaki kaybetmek hatta dusmana donusturmektir. Karsindakinin adamligina bir sey katmak ise sadece adamligini oksayan bir yalakalikla mumkundur.

Adamlik gazla calisir. Ananin, babanin cocugunu buyuturken verdigi gazla calisir mesela. “O sidikliler kurban olsun benim ogluma” gaziyla calisir. “Seni sevmeyen ölsün” gazi ile calisir. Zenginin cocuguna bir baska davranan ogretmenin samimiyetsiz ovgulerinin gaziyla calisir. Yani her adamligin, her aklindan geceni soyleme israrinin ardinda birden cok insafsiz insan vardir.

Durustlukte isler oyle yurumez. Cocuk kaybedecegini ogrenir mesela. Tek basina kalabilecegini ogrenir. Varligini sadece var oldugu icin talep ederek sereflendiremeyecegini bilir durust insan. Var oldugu icin ancak var olanlar kadar degerli oldugunun farkinda olur. Bundan fazlasiyla kendini anlamlandirebilecegini bilir. Varligindan fazlasini edindikten sonra bunu tamahkarligini beslemekte kullanmaz durust insan. Gucu yeten adam olacagina, insan gibi insan olmayi bir seyler pahasina secer durust kisi.

Iste bu devirde bu ulkenin en buyuk sorunu, adamlarla dolu, insansiz, izansiz, insafsiz bir hukmun gectigi, durustluk gibi kavramlarin istenildigi gibi egilip bukuldugu bir yer olmaktir. Bu kadar besili adamliklarin arasinda durust insani unutmaktir.