Gastrit ve Sarı Kantaron

Midem yaklaşık 16 yıldır rahatsızdı. Geçmiş zaman kullanmak ne güzel bu konuda. RahatsızDI diyebiliyorum. Sürekli mide asidi dengeleyici Talcid türü ilaçlar kullanıyordum. Sonradan bunların böbrekte taş yapma riski olduğunu da yaşayarak öğrendim. 2008 gibi artık yanma ve ağrı ile baş edemeyince Erciyes Üniversitesinde endoskopi oldum. O dönem Prof. Dr. Kadri Güven hocamız helikobakter tedavisi uyguladı. Günde üç antibiyotik kullanmak insani gerçekten çok yoruyor. Emin olmamakla birlikte internetten okuduğum kaynaklarda artık daha güçlü antibiyotikler gerektiği yazıyor. Yani bu bakteri dayanıklılık kazanarak güçlenmiş durumda. Zaten herkeste bulunan ama miktarı yüksek olduğunda sorun yaşatan bir bakteri bu. Sonunda daha iyi oldum ve yıllarca işler yolunda gitti.

Gel zaman git zaman geçen sene Eskişehir’de artık sabahları kanlı balgam ve aynı mide yanmaları baş gösterdi. Yoğun bir stres ve çalışma dönemi daha yaşıyordum. Stres maalesef dehliz gibi içine girdikçe daha da katlanarak büyüyen bir sorun. Midem yine isyan etmişti. O dönem beni brokoli kaynatıp hem kendisini hem suyunu tüketmek çok rahatlattı. Fakat Aprozol gibi proton inhibitörü ilaçlar da kullanmak istemiyordum. Yine Talcid benzeri Gastrol isimli asit düzenleyiciyi denedim ama yine verim alamadım. Artık yemekleri bile düzgün yiyemiyordum. Konuyu sonra tekrar doktora danıştım.

Doktorun isteği ile Osmangazi Üniversitesinde tekrar endoskopi oldum. Sonuçta helikobakter tekrar çıkmadı. Fakat gastritin kontrol altında tutulması için sürekli olarak Nexium kullanmam tavsiye edildi. Bunun bir süresi yoktu. Gerekirse ömür boyu kullanacaktım. Böyle bir tedavi yöntemini benim mantığım açıkcası almadı. Bir yandan çok nadiren de olsa nexium kullanıp, diğer yandan başka yollar aramaya başladım.

Internette bitkisel çözümleri araştırırken sarı kantaron yağı tavsiyelerini buldum. Başka bir çok şey denediğim için bunu da denemekte bir sakınca görmedim. Zaten daha önce de sarı ve kırmızı kantaronun yaraları iyileştirdiğini biliyordum, denemiştim. Tıpkı çay ağacı yağı gibi etkililer. Fakat deri dışında içerek kullanmayı hiç düşünmemiştim.

Yağları araştırınca iyiden iyiye anladım ki bu tür yağların sağlıklı üretimi pek kolay değil. Çok eskiden, taa ilkokuldan arkadaşım Mehmet Emin bu işlerden biraz anlar. Hatta mantarlardan falan da anlar. Ona sorup bu işi yapan firmalardan Dr. Yılmaz İlaç firmasını ve sarı kantaron ürününü keşfettim.

Açıkcası memlekette Kayseri olunca ilgimi daha çok çekti. Klasik aktarlardaki türden bir yağ geleceğini düşünürken, gelen ürün ve ambalaj kalitesi beni hayrete düşürdü. Her sabah aç karnıma kahvaltıdan bir yarım saat önce 1 çay kaşığı kadar kullandım. İlk hafta tüm şikayetlerim bitti. Nexiumu biraz çekinerek de olsa bıraktım.

Şikayetlerim kısa sürede bitti. Geçen 8 ay içinde de bir sorun yaşamadım. Sadece bir şişe bitirmiştim. Tekrar stresli dönemler yaşar veya sorun nüksederse diye yedekte bir sarı kantaron yağı yine tutuyorum. Psikolojik olarak da rahatlatıcı etkisi var. Bana açıkcası ilaç tüketmekten çok daha etkili ve mantıklı geliyor.

Fakat sarı kantaronda kalite de önemli. Zira yol kenarından toplanacak kantaronlar egzoz dumanları vb. yüzünden yapıları gereği kadmiyum maddesi biriktiriyorlarmış. Yani ciddi bir üretim ve hatta yetiştirme süreci gerekiyor.

Bu yazıyı kimseye şunu ilaç yerine kullanın diye yazmıyorum. Sizde sarı kantaron ne etki verir, başka ne tür rahatsızlıklarınız vardır bilemem. Bu yüzden böyle bir karar alırsanız mutlaka doktorunuza danışın. En iyisini muhtemelen ne siz ne ben bilebilirim. Bizimkiler genellenemeyecek kişisel sağlık tecrübeleridir.

Hepinize geçmiş olsun…

——————————————–

23 mayis 2018

Aylar sonra not dusme geregi duydum. Bu yazi biraz populer oldu ve insanlar nasil kullanacagini vs. soruyor. Oncelikle belirteyim, Dr. Yilmaz’i hayatimda gormedim, tanimam kendisini. Yani bu yazi bir reklam falan degil. Onu taniyan bir arkadasim araciligi ile kendisinden tavsiye aldim ve firmasindan yagi alip kullandim. Piyasada bunlar ilac olarak satilmiyor zannediyorum ya da oyle teleffuz edilemiyor. Zaten bence oyle de degiller. Ilac baska bir sey. Fakat bunun anlami yaglar etkisizdir veya ne kadar kullanirsan kullan zararsizdir demek hic degil. Ornegin cay agaci yagi cildi cok ciddi tahris edebilecek guctedir. Bu tur nedenlerden bana sari kantaron nasil kullanilir sormak yerine tavsiyem firma ile iletisime gecmeniz veya bu isi bilenlere sormaniz. Sonucta doktor degilim ve boy, kilo, yas ve varsa diger hastaliklarda hangi ilac en etki eder bilemeyecegim gibi bu bitkisel yaglar da ne yapar bilemem. Sizin durumunuzun neden kaynaklandigini da bilemem. Ornegin ben kola ve sigara kullanmam, belki siz kullaniyorsunuz. O yuzden tavsiyeleri daha yetkin kimselerden istemenizi soyleyecegim.

Ayrica gastritle ilgili fayda gorulecek bir diger hususun saglam bir diet oldugunu hatirlatirim. Benim tecrubeme gore haslama patates ve haslama tavuktan olusan menu mideyi oldukca rahatlatiyor. Hsalama brokoli-havuc-karnibahar uclusu de sonbahar sonundan bahar ortasina kadar bulunabilir sebzeler. Sonrasinda okudugum ama denemedigim cilek olasi ulser hastaligi icin cok faydali da deniliyor.

Sporunuz eksik olmasin, tekrar stessiz, saglikli gunler dilerim.

Zararli katki maddeleri

Gunumuzde artik pizzadan hamsiye kadar her sey paketlenmis satiliyor. Gun gectikce de bu urunleri tuketmeye muhtac kaliyoruz. Markalar karsisinda gunluk uretim yapan kucuk ureticilerin direnmesi mumkun gorunmuyor. Hatta sut ve simit icin bile durum boyle. Urunler karlilik icin uzun raf omurlu olsun diye veya daha cok tuketilsin diye iclerine bir takim maddeler ekleniyor. Bunlarin da e999 gibi bir takim kodlari var ne olduklarindan cogumuzun haberi yok.

Bu anlamda kisisel olarak gercekten tedirginim. Tedirginim cunku bu urunler uretilirken iclerine koyulan maddelerin, urunler belirtilen sartlarda tasindiginda ve depolandiginda zararli maddelere donusmeyecegi varsayiliyor. Bu saklama sekillerinden de haberdan olabilmemiz marka guvenilirliginin de otesinde bir sorun. Sizinle de duyduklarimi, okuduklarimi paylasmak istiyorum.

Meyveli soda icmiyorum
Yillarca bayila bayila ictigim urunlerdir. Eve altisarli alip buzdolabinda saklayip, yazlari bayila bayila iciyordum. Fakat bir gun kimya okuyan bir arkadasim tehlikeden haberdar etti. Bu sodalar isiya maruz kaldiklarinda ciddi derecede kanserojen benzen denilen madde uretiyorlar. Sodyum benzoat ile C vitaminin birlesmesi ile ortaya cikiyor. Market, bakkal veya restoranlarin depolama seklinini dusununce artik tuketmedigim urunlerin basinda.

Cips yemiyorum
Cipslerin paketlerini dikkatle okursaniz iclerinde MSG ( monosodyum glutamat ) mevcut. En unlu 3 markada gordum bunu. %100 basiniza is acar denmiyor. Zaten bu yuzden kullaniliyorlar. Fakat ote yandan hazir corba paketlerinde artik MSG icermez etiketini de gormeye basladik. Demek ki o kadar da guvenilir degil. Amaclari istah acmak ve beyni uyarip daha da cok urunu tukettirmek. Cips yerken duramamanizin nedenlerinden biri bunlar yani. Fakat glutamatlar beyni ozellikle cocukluk doneminde cok iyi etkilemiyor denilmekte. Yani zekanizin dusme nedenlerinden biri de maalesef yediginiz cipsler.

Titanyum dioksit ( e171 )
Vitamin haplarindan birinin icerigini arastirirken rastladim. Bu madde aslinda bildigini boya uretiminde kullaniliyor. Hatta boya ureticileri %25’e kadar maliyet olarak buna para yatirmaktaymis. Gida boyasi olarak kullanildiginda ise sorun su, bu maddeyi vucudunuz tanimiyor ve vucutta bir seylere baglayarak vucuttan atamiyor. Cunku titanyum dioksit organik materyaller icerisinde serbest olarak gezebiliyor. Bunun anlami da DNA sarmalini bile rahatlikla etkileyip bozabilecegi. Ozellikle vitamin hapi veya boyali-renkli gidalar tuketirken kontrol etmeyi unutmayin.

Trans yag iceren urunler tehlikeli
Bu yaglar genellikle vucut islevlerini ve vucut icindeki yararli olabilecek maddeleri bozdugundan zararli oluyorlar. Kotu kolesterolu arttirdigi gibi iyi kolestorolu de dusuruyorlar. Dahasi seker hastaligini tetikliyor, hucrenin secici gecirgenligini azaltiyor, damarlarin sertlesmesine yol aciyorlar. Yine bazi urunlerde ozellikle basilmis trans yag icermez etiketi ile karsilasiyoruz.

Bu konularda birseyler yazmaya, ogrendiklerimi paylasmaya devam edecegim. Hatta biraz daha ileriye gidip raflardaki urun iceriklerinden zararli madde eslesmesini yapan bir uygulama bile yapilabilecegini dusunuyorum. Keza saglik bakanligi da zaman zaman zararli marka ve urunleri duyurmakta. Bilginiz olsun.